Sivil toplum kuruluşlarının başında Sendikalar gelir. Dernekler ve vakıflar da sivil toplum kuruluşu olarak görülür. Demokrasilerde nasıl ki siyasal partiler olmazsa olmaz gerçeği var ise, STK ( STÖ - Sivil Toplum Örgütleri )’ lar da, demokrasinin olmazsa olmazıdır. STK’lar da bir anlamda milletin/ulusun gören gözü, konuşan dili, düşünen beynidir. Gerektiğinde milletin her türlü hakkını savunan kuruluşlardır. Ayrıca, Sivil Toplumun bu gücü, sadece felaket dönemlerinde değil, barış dönemlerinde de millet yararına birtakım hakların elde edilmesini sağlayan güçler arasındadır.
Bu amaçlar doğrultusunda güçlü bir STÖ nün bir ükedeki varlığı da o oranda şarttır. Güçlü birey, güçlü toplum anlamına gelir. Güçlü toplum güçlü devlet demektir. Bireyi de güçlü kılan; inançları, idealleri ve geleceğe olan ümidleridir. İnsanı ve toplumu yıkan olgulardan biri de atalet ve batalet’dir... (yapilması gerekliyi yapmamak / eylemsizlik / boş uğraş) / “BATIL- boş inanç ) dolayısıyla ümitsizlik ve gelecekten kaygı duyulması düşüncesidir...
İnsanlar gibi, onları birarada tutan toplumların da idealleri olmalıdır. Bireyleri bir araya getiren ideallerin olmadığı bir yerde insan yığınlarının mülteci kampında oluşan topluluklardan da farkı kalmaz. İnsanlar bir ideal etrafında buluşmadıkları sürece bir topluluktan söz etmek de mümkün değildir. Topluluklar kendi iradeleri ile ideallerine yönlendikleri sürece toplum olurlar. Gerçek bir toplum için gereken ideal, toplumu oluşturan unsurların tümünü bir noktada bir şekilde buluşturmak yanında bireylerin ve bireylerin oluşturduğu toplulukların da tarafsız azınlık/çoğunluk/ genel olarak herkesin fikirlerinin onayını da almak zorunda olduğudur...
Örgütlenememiş , bireysel duygularla günü birlik duygularla hareket eden toplulukların karşısında her zaman daha örgütlü , paraya ve güce hatta medyaya hakim gruplar toplumu yönetecektir. Burada en büyük zaaf takım ruhu içinde hareket ederken egoların ön plana çıkması ya da ufak pürüzlerden şahsi çıkarlardan dolayı örgütlenmiş kurumlara karşı da cephe alıp içten vurmaktır. Belediyelerin , örneğin hayvan korumacılar için yapacağı kötülükten daha fazla örgütlenmenin ve takım çalışmasının baltalanmasının nice örneklerinden biridir bu aslında. İyinin ve örgütlenmiş büyük toplumun etrafında kenetlenmek enerjinin boşa akmasını önlemek varken , küçük olsun benim olsun , benim dediğim öne çıksın , en iyisini ben ve beni yağlayanlar bilir mantalitesi aslında hayvan dostlarımıza farkında olmadan yaptığımız en büyük kötülüktür. Günü kurtarma hareketleri , sonunda çalışmanın ciddi bir kurumsal ve ekip çalışmasına yatkın hareketleri ile zaten yok olacaktır ve Haytap da bunu uzun yıllardır kanıtlamıştır. Bu çalışmalara katılmak istemeyenler kurumsal çalışmalara sekte vurmak istememekle beraber , asıl neden bir şekilde bu çalışmalara katılamamış ya da kendilerini dışlanmış hissetmelerinden olabilri. Ancak her hayvanseverin de takım çalışmasına uygun olmadığını , asıl örgütü yavaşlattığı da bir gerçektir.
Kurumsal düşünme, duygu ve düşünceleri yeterli altyapıya sahip ve zihni açık bireylerin şahsî menfaatlerinden feragat ederek kurumun çıkarını öne almalarıyla oluşan düşüncedir.
Tarihin akışını değiştirmiş ve çağları peşinden sürükleyebilmiş insanlar düşüncelerini özgür ortamda geliştirdiğini, nitelikli bir bilgi alış-verişinin de ancak hür bir ortamda geliştiğini görürüz. Toplum ancak hür/özgür bir ortamda karmaşık bir yapıdan kurtularak canlı birer organizmaya dönüşür. Toplumun geneline yansıyan kuramsal düşüncenin arka planında ideallerin beslediği bireysel merak duygusunun yanında, tüm toplum bireylerine ulaşan bilgisel beslenme zenginliği de yatmaktadır. 
Toplumu bir magazin toplumu olmaktan kurtarmanın çaresi her şeyden önce özgürlüklerin yaşandığı bir toplum meydana getirmektir. İletişim ve bilgi alışverişini en üst düzeye çıkarmadan ve herkesin bilgiye ulaşmasını kolaylaştırmadan bunu sağlamak da mümkün gözükmemektedir. Bu bakımdan bilginin önünü açmak şarttır. Fikri zayıf, düşüncesi kıt, ideali olmayan bir toplumun gelişmesi de mümkün olmaz.
Gelişmiş bazı batı ülkelerinde, devlete yön veren ve halkın derdine tercüman olan, örgütlü toplumu oluşturan da bir güçtür ( Sivil Toplum Örgütleri ) STO’ler. Bu Ülkelerde halk, aynı zamanda sivil toplum kuruluşları maharetiyle örgütlü topluma dönüşmüştür. Millet yararına çalışan, demokrasinin gelişmesine katkıda bulunan, kar amacı gütmeyen, devletten ayrı hareket edebilen, bireylerin siyasi idareyi ve yönetimiyle bir kamuoyu oluşturmak suretiyle, etkileyen bu güç, sivil toplumun örgütlü bir gücünün sonucudur. Örgütlü toplum bu gücü sivil toplum kuruluşları eliyle daha da olumlu kullanmaktadır..
Sivil Toplumun örgütlü gücü; sel, orman yangını deprem vb. gibi doğal afetlerde kendiliğinden harekete geçen dinamik yapısıyla önemli işlevler görmektedir. Örneğin; 17 Ağustos 1999 Depreminde olduğu gibi devletin olmadığı yerde, sivil toplum; bu gücü faaliyete geçirerek milletin yardımına ilk koşan olmayı başarabilmektedir. AKUT örneği unutulmamalıdır. Doğal afet ya da başka bir alanda beklenmedik bir durumla karşılaşıldığında kendiliğinden harekete geçen sivil toplumun örgütlü gücü; güç birliğinin yarattığı sinerji ile nelerin başarıldığını; bireylere göstermekte ve toplumsal başarının yarattığı doyumla özgüven de aşılamaktadır. Ayrıca, Sivil Toplumun bu gücü, felaket dönemlerinde değil, barış dönemlerinde de millet yararına birtakım hakların elde edilmesini sağlayan tek güçtür.
Ülkemizin aydınlık geleceği açısından bu güç işte bu nedenlerle de çok önemlidir.
HAYTAP HAYVAN HAKLARI FEDERASYONU, bu evrensel haklı mücadeledeyi, tüm gönüllü bireysel ve kurumsal güçleri ve olanakları doğrultusunda, kararlı ve inançlı bir şekilde sürdermeye devam edecek ve önüne çıkacak olan engellerden de asla yılmayacaktır.






Twitter
Myspace
Digg
Del.icio.us
Reddit
Yahoo
Newsvine
Googlize this
Facebook