Reklam

HAYTAP , Yunusların Özgürlüğü İçin Suyun Altında

smaller text tool iconmedium text tool iconlarger text tool icon

haytap_yunus_3

Türkiye genelinde 60'a yakın dalış merkezinde, yunus parklarına hapsedilen yunusların ve diğer tüm deniz memelilerin özgürlüğü için  HAYTAP öncülüğünde Sarıgerme'de anlamlı bir dalış gerçekleştirildi.

HAYTAP  tarafından Sualtı Gazetesi'nin destekleriyle Muğla'nın Ortaca ilçesine bağlı Sarıgerme Plajında, 71 il temsilcisi, Greenpeace üyeleri ve Profesyonel Sualtı Derneği Sanayi Dalgıçları, Ortaca Belediye Başkanı Hasan Karaçelik ve Dalaman Belediye Başkanı Sedat Yılmaz'ın katılımıyla eylem düzenlendi.

.

Etkinliğe; federasyonun onlarca temsilcisi, Greenpeace üyeleri ve Profesyonel Sualtı Gazetesi , Greenpeace , Sanayi Dalgıçları , DEKO , bir çok stk ve HAYTAP gönüllüleri  katıldı.

Su altında yunusların yunus parklarından kurtulması için ilk defa yapılan basın açıklamasına , Ortaca Belediye Başkanı Hasan Karaçelik ile Dalaman Belediye Başkanı Sedat Yılmaz da destek verdi.

Yunusların özgürlüğü için yaklaşık beş metre derinliğe dalan profesyonel dalgıç Ege  Sakin ve Haytap Başkanı Şenpolat  , denizin dibinden  basın açıklaması yaptı.

Sualtı Gazetesi Editörü Ege Sakin, Hayvan Hakları Federasyonu Başkanı Ahmet Kemal Şenpolat ile birlikte denizin beş metre altında yaptığı açıklamada “Yunus parklarında hiçbir bilimsel temele dayanmayan sözde tedaviler ile engelli insanların umutları sömürülüyor” dediler

Geçen yıl Yunuslara Özgürlük Platformu ile birlikte İstanbul’da gerçekleştirdikleri etkinliği bu yıl Muğla'nın Sarıgerme beldesinde yapmaya karar verdiklerini anlatan Ege Sakin, Muğla’nın yunusların ticari amaçlı sömürüsü konusunda akla gelen ilk şehirlerden biri olduğunu söyledi. Ege Sakin konuşmasında şunları söyledi; “Muğla’da iki yunus parkı ve toplam dokuz tutsak yunus var. Burada hiçbir bilimsel temele dayanmayan sözde tedaviler ile engelli insanların umutları sömürülüyor. İnsanlar binlerce Euro’luk tedavi masrafları ile dolandırılıyorlar. Sağlık Bakanlığı ise yunus terapisinin yapılmaması gerektiği ile ilgili bir rapor yayımladı. Fakat parklar hala kapatılmış değil. Bu tesiste daha önce yavrusunu kaybetmiş, şu an hamile olan bir yunus da var. Muhtemelen aynı acıyı bir daha yaşayacak yada dünyaya okyanusu hiçbir zaman göremeyecek bir yavru getirecek. Bizler, yunuslar ve tutsak deniz canlıları için, varoluşa saygı için, hukuka, ahlaka, insanlığa aykırı bu durum sona erene kadar, tutsak olan son yunus denize dönene kadar, mücadeleyi sürdüreceğiz”

HAYTAP  Başkanı Şenpolat ise Türkiye’nin 66 dalış merkezinde eş zamanlı olarak anlamlı bir dalış gerçekleştirdiklerini belirtti. Kemal Şenpolat konuşmasında, “Yunuslar bugün 13 tane yunus parkında hapis olarak tutulmaktalar. İnsanlara yunus parklarında bir umut tacirliği olarak sağlık paket programları satılmakta. Bu hayvanlar doğal türlerine aykırı olarak farklı hareketler yaptırılmaya zorlanmakta, insanların keyfi, gösteri ve göz zevkleri için eğlenceli hareketlere maruz bırakılmaktalar. Karalardaki sirklere nasıl karşıysak, bir yunusunda havuzlara hapsedilerek sırf para kazanmak uğruna betonlar ve kafeslere kapatılmasına da o kadar karşıyız ,  bu etkinliğimiz bir saman alevi olarak günübirlik olmayacak  fırsat bulduğumuz her an bunu kamuoyunun gündemine getireceğiz” dedi.

Dalgıçların dalıştan sonra suya çıkar çıkmaz ilk sözleri "Yunusları da vermeyceğiz , Anadoluyu'da vermeyeceğiz" oldu.

Eylem sonrasında katılımcılara plaket ve teşekkür belgesi verilirken HAYTAP'ın Marmaris ve Dalyan'da dört gün boyunca süren 4. Ulusal  temsilciler toplantısı caretta caretta etkinlikleri ve eğitim çalışmaları ile devam etti.

07.11.2011


Haberi TGRT, AHaber ve Ege tv'de izlemek için tıkla..

 

haytap_yunus_1

 

haytap_yunus_4

 

haytap_yunus_5

 

 

4.temsilciler_toplantisi_16_2011_1

 

haytap_yunus_6

 

haytap_yunus_7

 

haytap_yunus_etkiligi_30

 

haytap_yunus_etkinligi_31

 

haytap_yunus_etkinligi32

 

haytap_yunus_etkinligi_34

 

4.temsilciler_toplantisi_15_2011_1

 

4.temsilciler_toplantisi_15_2011_2

 

4.temsilciler_toplantisi_15_2011_3

 

 

4.temsilciler_topl_18_1

 

haytap_yunus_etkinligi_33

 

yunus_etkinlik_haberi_2011

 

 

cumhuriyet_yunus_etkinlik_haberi

 

7 KASIM MUĞLA YUNUSLARA ÖZGÜRLÜK EYLEMİ BASINDA
Dalış öncesi Haytap'ın Özgür Yunuslar Etkinliği Basın Açıklaması www.haytap.tv'de . Aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz
CUMHURİYET GAZETESİ
SABAH GAZETESİ
İHA
YABAN TV
TÜRKİYE GAZETESİ

HABER EKSPRESS

SON SAYFA
SON DAKİKA
BODRUM HABER
ENERJİ GÜNDEM
AKTİF HABER

YEREL GÜNDEM
HABER 111
KENTSEL HABERLER
F5 HABER
HABER 365
BİG HABER
HABER GALERİSİ
GAZETE SES
MANŞETTEKİLER.COM
TARIM 2023
NET GAZETE
ADANZYE HABER

 


 

zulfu_livaneli1Kaç haftadır, edebiyatın okur için bir zevk kaynağı olması gerektiğini söyleyip duruyorum ama aynı şey yazar için de geçerli. Bir yazar romanını, hikâyesini zevk alarak heyecanlanarak yazmasa, zorlanırsa, öyküyü ilerletmek için büyük sıkıntılar çekerse, okuru da fenalık basar.

Bu nedenle bazen yazmakta olduğunuz kitabı bir yana koyar, ara verir ve aklınızı çelen, sizi yazılması için zorlayan başka bir konuya yönelirsiniz.

Bunları anlatmamın nedeni, bugünlerde bir yazar olarak aynı ruh hali içine girmiş olmam. Uzun zamandan beri kafamda kurduğum, kişilerini oluşturduğum, kurgusunu kotardığım bir roman vardı. Hatta başlangıç bölümünü yazmıştım bile. Ama yıllar önce düşündüğüm ve bana ilginç gelen bambaşka bir konu aklımı çelmeye başladı, kanıma girdi, hatta daha ileri giderek diyebilirim ki aklımdan çıkmaz oldu. Şimdi galiba öteki romana bir ara verip, daha az hacimli olan bu kitaba yöneleceğim. Çünkü konu beni zorluyor, geceleri uyandırıyor, “yaz beni” diyerek baskı altına alıyor. Anlatıp kurtulmaktan başka çare yok.

Bu kitabın konusu insanlar değil hayvanlar, hem de çok meşhur hayvanlar.

İçlerinde tanrıları görenler mi istersiniz, adları imparatorlarla beraber anılanlar mı, heykelleri dikilenler mi, romanları yazılanlar mı? Hepsi var.

Üstelik bunların bazıları da cennette. Mesela Hz. Muhammed’i miraca çıkaran kanatlı at Burak gibi. İslâm kaynaklarının anlattığına göre Burak katırdan küçük, merkepten büyük, beyaz, yıldırımdan yaratılmış, kanatları ışıl ışıl yanan bir cennet atı. Hz Muhammed Mekke’de uyurken Allah Cebrail’i gönderir. Cebrail uyumakta olan Elçi’nin ayaklarını öper. Kanı olmadığı ve cennette yaratıldığı için Cebrail’in dudakları soğuktur. Bu soğuk öpüş Resul’ü uyandırır. Cebrail ona, Allah’ın, Elçi’sini yanına çağırdığını söyler. Evin kapısında ışıl ışıl kanatlı, insan yüzlü Burak beklemektedir. Hz. Muhammed Burak’a biner ve uçarak önce Sina Dağı‘nın doruklarına, sonra da rüzgarları içerek Allah’ın katına ulaşırlar.

Gerçi Burak, kanatları açısından Yunan mitolojisindeki Pegasus’a benziyor ama ondan daha kutsal ve değerli.

Hz. Ali’nin atı Düldül de tarihte kendisine esaslı bir yer yapmış. O bir cennet atı olmadığı için ölümlü ama yüzlerce yıl sonra Pir Sultan Abdal onun için şu şiiri söylüyor: “Yemen’den öte bir yerde / Düldül hâlâ savaştadır.”

***


At denildiğinde Büyük İskender’in Bukefalusu‘nu ve Köroğlu’nun kır atını anmamak olur mu hiç.

Bukefalus‘un başı inek başıymış. Bu yüzden ona Yunanca bo ve kefal (balık değil kafa anlamında) kelimelerini birleştirip “İnek Başlı” demişler. Biliyorsunuz bizim İstanbul Boğazı’nın adı yani “Bosfor” da “İnek Geçidi” demektir. Hera’nın gazabından kaçmak için inek şekline giren İo adlı kız, canını bu sulara attığı için Boğaz’a bu isim verilir.

Bukefalus seferde öldüğü zaman Büyük İskender çok üzülür ve büyük bir törenle gömülen atının şerefine, bulunduğu yerde “Bukefalus” diye bir şehir inşa ettirir ki bugün Pakistan’daki Celalpur şehridir.

***


Köroğlu’nun kıratı ise büyülüdür. Sahibi ölünce dağlara gider ve kaybolur.

Elia Kazan’ın “Viva Zapata” filminin sonunda da Emiliano Zapata’nın atı dağlara gidip kaybolur. Filmin senaryosunu John Steinbeck yazmıştır ama finali bulan Kazan’dır. Usta yönetmen bu finali nereden bulduğunu soran arkadaşı Yaşar Kemal’e “Elbette Köroğlu’nun kıratından” cevabını vermiştir.

Köroğlu gençliğinde şöyle der:

“Severim kıratı bir de güzeli.”

Yaşlılık günleri gelip çatınca da şöyle dert yanar:

“Köroğlum der ki farıdım / İhtiyar oldum çürüdüm / At yoruldu, ben yoruldum / Güzel bindiri bindiri.”

***


Günümüz Türkiyesi’nde birisine hayvan adıyla seslenmek suç değildir ama illa ki bu iş bazı hayvanlarla sınırlı tutulsun. Mesela çocuğunuza aslan, kaplan, kurt, şahin, doğan gibi yırtıcı hayvanların ya da ceylan, gazal, ceren gibi masum yaratıkların adını koymakta bir sakınca yoktur ama tutup da birisine “ayı” derseniz sizi mahkemeye verir. Oysa bu hayvanın ismi kuzey ülkelerinde pek bir itibar getirir. Ayı isimli ünlü sporcular (Björn Borg), başbakanlar (Torbjörn Felldin), müzisyenler, işadamları görülmüştür.

***


Bir başka ünlü at da Lady Godiva’nın üzerine çırılçıplak bindiği attır. İngiltere’nin Coventry şehrinde, valinin eşi olan bu hanım, eğer kocası vergileri indirirse atına çırılçıplak binerek şehri boydan boya geçeğine dair yemin etmiş. Sonra da yemini tutmuş elbette. Şimdi atının üstündeki bu çıplak kadın resmi bütün Godiva mağazalarını ve ürünlerini süslemektedir.

İşin garibi Godiva’nın, muhafazakâr bir Türk şirketi olan Ülker tarafından satın alınmış olmasıdır. Ama firmanın kurucusu İsmet Ülker, Godiva’yı satın alacaklarını, dolayısıyla çıplak bir kadını sembol yapacaklarını bilemezdi elbette.

***


Türkiye’de “ayı” diye seslenseniz üzerinize yürüyecek olan insanların çoğuna “Senatör İncitatus” diye seslenseniz pek aldırmaz ve bir İtalyan senatöre benzettiğinizi düşünürler.

Oysa bu da bir hayvan adıdır: Roma İmparatoru Caligula, pek sevdiği atını senatoya sürerek hayret içinde bakmakta olan senatörlere “İşte size eşit bir arkadaş. Büyük Roma Senatörü İncitatus’u takdim ederim. Ona saygı gösterin” dediğinde kimsenin pek sesi çıkmamıştır. Tam tersine yeni senatörü alkışlamışlardır bile. Bu da politika dünyasının ve lider bağlılığının sayılamayacak erdemlerinden birisidir.

Senatör İncitatus mermer bir sarayda oturur, dünyanın en pahalı kolyesini takar ve hizmetini gören onsekiz uşağın hazırladığı, içine altın karıştırılmış yulafla beslenirdi.

***


Gördüğünüz gibi hayvanlar bahsi, tadına doyum olmayan insan hikâyeleri çıkarıyor ortaya. Yerim kalmadı ama daha Kleopatra’yı sokan yılandan, Hitler’in Blondiesi‘ne kadar anlatılacak ne kadar meşhur hayvan var.

Ama bunların en garibanı, Resneli Niyazi’nin geyiği olsa gerek. Niyazi beyin Balkan dağlarında çetecilerle çarpışırken bulduğu geyiği hiç yanından ayırmaması, caddede, lokantada, toplantıda geyiğin hazır ve nazır olması, bu hayvancağızı “Hürriyet Sembolü” haline getirmişti. Her kahvede resmi asılıydı. Daha sonra bu geyiğe ne olduğunu merak ettim, araştırdım. Falih Rıfkı’nın anlattığına göre unutulduktan sonra Beyazıt’ta bir apartmanın kömürlüğüne bağlanmış ve zavallı hayvan orada aç biilaç can vermiş.

Eee, ne de olsa bu memleket şanına layık bir şeyler yapmak zorunda. Hürriyet kahramanı olmanın cezasız kalacağını mı sanmıştınız?

05.02.2012

Zülfü Livaneli

http://haber.gazetevatan.com/Haber/428978/1/Gundem

Geridönüş(0)
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

security code
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy
Son Güncelleme ( Pazartesi, 13 Şubat 2012 10:51 )  

www.mujo.in Blog | Güncel Bilgi, Haber, Müzik, Oyun, Film, Dizi, Fragman izle www.cyber-attackers.org Cyber Attackers Team Black Hats Community Turkish Hackers